Lem'alar Mecmuası
Lem'alar Mecmuası
Av. Ali Kurt
(143) 28. Lem’a/9, Sh 310 | (Mektuplar) Uykunun üç nevi‘ne ve namaz tesbîhâtına dairdir
53 minutes Posted Apr 2, 2026 at 5:33 pm.
0:00
53:17
Download MP3
Show notes

Re’fet, اَوْ هُمْ قَٓائِلُونَ âyet-i celîlesindeki قَٓائِلُونَ kelimesinin ma‘nâsını merak edip sorması münâsebetiyle; ve hapiste sabah namazından sonra sâirler gibi yatmasından gelen rehâvet dolayısıyla, elmas gibi kalemini atâlete uğratmamak için yazılmıştır. Uyku üç nevi‘dir:Birincisi: “Gaylûle” dir. Fecirden sonra, tâ vakt-i kerâhet bitinceye kadardır. Bu uyku, hadîsçe rızkın noksâniyetine ve bereketsizliğine sebebiyet verdiği için, hilâf-ı sünnettir. Çünkü, rızık için sa‘y etmenin ve rızkın mukaddemâtını ihzâr etmenin en münâsib zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehâvet ârız olur. O günkü sa‘ye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sâbit olmuştur.İkincisi: “Feylûle” dir ki; ikindi namazından sonra mağribe kadardır. Bu uyku ömrün noksâniyetine, yani uykudanSayfa 311gelen sersemlik cihetiyle o günkü ömrü, nevm-âlûd, yarı uyku hâlinde kısacık bir şekil aldığından maddî bir noksâniyet gösterdiği gibi, ma‘nevî cihetiyle de o gün hayatının maddî ve ma‘nevî neticesi ekseriyâ ikindiden sonra tezâhür ettiğinden, o vakti uyku ile geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor.Üçüncüsü: “Kaylûle” dir ki; bu uyku sünnet-i seniyedir. Duhâ vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıyâmına sebebiyet verdiği için sünnet olmakla beraber, Cezîretü’l-Arab’da “vaktüzzuhr” denilen şiddet-i harâret zamanında bir ta‘tîl-i eşgāl, âdet-i kavmiye ve muhîtiye olduğundan, o sünnet-i seniyeyi daha ziyâde kuvvetlendirmiştir. Bu uyku hem ömrü, hem rızkı tezyîde medârdır. Çünkü yarım saat kaylûle, iki saat gece uykusuna muâdil gelir. Demek ömrüne her günbir buçuk saat ilâve ediyor. Rızık için çalışmak müddetine, yine ölümün küçük kardeşi olan uykunun elinden bir buçuk saati kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor.Saîdü’n-Nûrsîاَلْفُ اَلْفِ صَلَاةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلَامٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ cümlesi,Namaz tesbîhâtında okunurken inkişâf eden latîf bir nükteyi uzaktan uzağa gördüm. Tamamını tutamadım, fakat işârât nev‘inden bir iki cümlesini söyleyeceğim. Gördüm ki, gece âlemi, dünyanın yeni açılmış bir menzili gibidir. Yatsı namazında o âleme girdim. Hayâlin fevkalâde inbisâtından ve mâhiyet-i insaniyenin bütün dünya ile alâkadârlığından, koca dünyayı, o gece bir menzil gibi gördüm. Zîhayatlar ve insanlar o derece küçüldüler ki, görünmeyecek derecede küçüldüler. Yalnız o menzili şenlendiren ve ünsiyetlendiren ve nûrlandıran tek şahsiyet-i ma‘neviye-i Muhammediyey (asm) hayâlen müşâhede ettim. Nasıl bir adam yeni bir menzile girdiği zaman, menzildeki zâtlara selâm ettiği gibi, ben de “Binler selâm sana Yâ Resûlallâh!” (Hâşiye)Hâşiye: Zât-ı Ahmediye’y (asm) gelen rahmet, umum ümmetinin ebedî zamandaki ihtiyâcâtına bakıyor. Onun için gayr-i mütenâhî salât yerindedir. Acaba dünya gibi kocaman, büyük ve gafletle karanlıklı ve haşmetli ve hâlî bir hâneye birisi girse; ne kadar tedehhüş ve tevahhuş ve telâş eder. Ve birden o hâneyi tenvîr eden enîs ve mûnis, habîb ve mahbûb bir yâver-i ekrem, sadırda görünüp, o hânenin Mâlik-i Rahîm ve Kerîm’ini o hânenin her eşyâsıyla ta‘rîf edip tanıttırsa, ne kadar sevinç ve ünsiyet, sürûr ve ışık ve ferah verdiğini kıyâs ediniz. Ve Zât-ı Risâlet’e takdîm edilen salavâtın kıymetini ve lezzetini takdîr ediniz!Sayfa 312demeye bir arzuyu içimde coşar buldum. Güya bütün ins ve cinnin adedince selâm ediyorum. Yani sana tecdîd-i bîat edip, me’muriyetini kabûl; ve getirdiğin kanunlarına itâat ve emirlerine teslîm; ve taarruzumuzdan selâmet bulacağını selâm ile ifade edip, benim dünyamın eczâları ve zîşuûr mahlûkları olan umum cin ve insi konuşturup, her birerlerinin nâmına bir selâmı, mezkûr ma‘nâlarla takdîm ettim. Hem o getirdiğin nûr ve hediye ile benim bu dünyamı tenvîr ettiğin gibi, herkesin bu dünyadaki dünyalarını tenvîr ediyorsun, ni‘metlendiriyorsun diye, o hediyesine karşı şâkirâne bir mukābele nev‘inden “Binler salavât sana etsin!” dedim. Yani...