Lem'alar Mecmuası
Lem'alar Mecmuası
Av. Ali Kurt
(144) 28. Lem’a/10, Sh 313 | (Mektuplar) Vahdetü'l-vücud mes’elesinin avâma verdiği üç mühim zarar
1 hour 10 minutes Posted May 8, 2026 at 11:22 am.
0:00
1:10:27
Download MP3
Show notes

Azîz Kardeşlerim!Vahdetü’l-vücûda dâir bir parça îzâhât istiyorsunuz. Bu mes’eleye dâir Otuzbirinci Mektub’un Dokuzuncu Lem‘a’sında, Hazret-i Muhyiddîn’in bu mes’eledeki fikrine karşı, gāyet kuvvetli ve îzâhlı bir cevab vardır. Şimdilik bu kadar deriz ki, bu mes’ele-i vahdetü’l-vücûdu şimdiki insanlara telkîn etmek, ciddî zarar verir. Nasıl ki teşbîhât ve temsîller, havâssın elinden avâmın eline geçse ve ilmin elinden cehlin eline girse, hakîkat telakkî edilir. (Hâşiye) Öyle de vahdetü’l-vücûd mes’elesi gibi hakāik-i ulviye, ehl-i gaflet ve esbâb içine dalan avâmlara girse, tabiat telakkî edilir, üç mühim zarar verir.Birincisi: Vahdetü’l-vücûdun meşrebi, Cenâb-ı Hak hesabına kâinâtı âdetâ inkâr etmek iken, avâma girdikçe, hususan gāfil avâmlara, hususan maddiyyûn fikriyle âlûde olan fikirlere girdikçe, kâinât ve maddiyât hesabına ulûhiyeti inkâr yoluna gider.İkincisi: Vahdetü’l-vücûd meşrebi, mâsivâ-yı İlâhînin rubûbiyetini o derece şiddetle reddeder ki, mâsivâyı inkâr ve ikiliği ref‘ ediyor. Bu meşrebin, değil nüfûs-u emmârenin, belki herbir şeyin müstakil vücûdunu görmemek muktezâsı iken, bu zamanda fikr-i tabîatın istîlâsıyla ve gurur ve enâniyetin nefs-i emmâreyi şişirmesiyle ve âhireti ve Hâlik’ı bir derece unutmak cihetiyle bazı nüfûs-u emmâre birer küçük firavun, âdetâ nefsini ma‘bûd ittihâz etmek isti‘dâdında bulunan insanlara vahdetü’l-vücûdu telkîn etmek, nefs-i emmâreyi - el-iyâzü billâh - öyle şımartır ki, ele avuca sığmaz olur.Üçüncüsü: Tagayyür ve tebeddül, tecezzî ve tahayyüzden mukaddes ve münezzeh, müberrâ ve muallâ olan Zât-ı Zülcelâl’in vücûb-u vücûduna ve takaddüs ve tenezzühüne muvâfık düşmeyen tasavvurâta sebebiyet verir ve telkînât-ı bâtılaya medâr olur. Evet vahdetü’l-vücûddan bahseden; fikren serâdan süreyyâya çıkarak, kâinâtı arkasında bırakıp nazarını arş-ı a‘lâyaHâşiye: Nasıl ki, teşbîhin sırrı münâsebetiyle “Sevr ve Hût” tesmiye edilen iki melâike, avâmca koca bir öküz ve koca bir balık telakkî edilmişlerdir.Sayfa 314diken, istiğrâkî bir sûrette kâinâtı ma‘dûm sayıp, her şeyi doğrudan doğruya kuvvet-i îmân ile Vâhid-i Ehad’den görebilir. Yoksa, kâinâtın arkasında durup kâinâta bakan ve önünde esbâbı gören ve ferşten nazar eden, elbette esbâb içinde boğulup, tabiat bataklığına düşmek ihtimâli var. Fikren arşa çıkan Celâleddîn-i Rûmî gibi diyebilir: “Kulağını aç! Herkesten işittiğin sözleri, fıtrî fonograflar gibi Cenâb-ı Hak’tan işitebilirsin.” Yoksa, Celâleddin gibi bu derece yükseğe çıkamayan ve ferşten arşa kadar mevcûdâtı ayna şeklinde göremeyen adama: “Kulak ver, herkesten kelâmullâhı işitirsin!” desen, ma‘nen arştan ferşe sukūt eder gibi, hilâf-ı hakîkat tasavvurât-ı bâtılaya giriftâr olur.قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ ف۪ي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ٭ مَا لِلتُّرَابِ وَلِرَبِّ الْاَرْبَابِ ٭ سُبْحَانَ مَنْ تَقَدَّسَ عَنِ الْاَشْبَاهِ ذَاتُهُ وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْاَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَ عَلٰي رُبُوبِيَّتِه۪ٓ اٰيَاتُهُ جَلَّ جَلَالُهُ وَلَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَSaîdü’n-Nûrsî