Lem'alar Mecmuası
Lem'alar Mecmuası
Av. Ali Kurt
(134) 26. Lem’a/14, Zeyl,Sh 281 | 21.Mektub | Veledin ebeveynine hürmet ve hizmeti farz bir vazîfedir
52 minutes Posted Jan 12, 2026 at 8:02 am.
0:00
52:38
Download MP3
Show notes

Ey hânesinde ihtiyâr bir vâlidesi veya pederi veya akrabasından veya îmân kardeşlerinden bir amelmânde veya âciz alîl bir şahıs bulunan gāfil! Şu âyet-i kerîmeye dikkat et, bak! Nasıl ki bir âyette, beş tabaka ayrı ayrı bir sûrette ihtiyâr vâlideyne şefkati celbediyor. Evet dünyada en yüksek hakîkat, peder ve vâlidelerin evlâdlarına karşı olan şefkatleridir. Ve en âlî hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukābil, onlara hürmet etmek, onların haklarıdır. Çünkü onlar, hayatlarını kemâl-i lezzetle evlâdlarının hayatı için fedâ ediyorlar, sarf ediyorlar. Öyle ise; insaniyeti sukūt etmemiş ve canavara inkılâb etmemiş herbir veledin farz olan bir vazîfesi de, o muhterem, sâdık, fedâkâr dostlara, hâlisâne hürmet ve samîmâne hizmet ve rızâlarını tahsîl ve kalblerini hoşnud etmektir.Amca ile hala, peder hükmündedirler; teyze ile dayı, ana hükmündedirler. İşte o mübârek ihtiyârların vücûdlarını istiskāl edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır, bil, ayıl. Evet hayatını senin hayatına fedâ edenin zevâl-i hayatını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm ve ne kadar çirkin bir vicdansızlık olduğunu anla.Ey derd-i maîşetle mübtelâ olan insan! Bil ki; senin hânendeki bereket direği ve rahmet vesîlesi ve musibet dâfiası, hânendeki o istiskāl ettiğin ihtiyâr veya kör akrabandır. Sakın deme: “Maîşetim dardır, idare edemiyorum.” Çünkü onların yüzünden gelen bereket olmasa idi, elbette senin dıyk-ı maîşetin daha ziyâde olacaktı. Bu hakîkati benden işit ve inan. Bunun çok kat‘îSayfa 283delillerini biliyorum, seni de inandırabilirim. Fakat uzun gitmemek için kısa kesiyorum. Şu sözüme kanâat et. Kasem ederim, şu hakîkat gāyet kat‘îdir, hatta nefis ve şeytanım dahi buna karşı teslîm olmuşlardır. Nefsimin inâdını kıran ve şeytanımı susturan bir hakîkat, sana kanâat vermeli.Evet kâinâtın şehâdetiyle, nihâyet derecede Rahmân ve Rahîm ve Latîf ve Kerîm olan Hâlik-ı Zülcelâl ve’l-İkrâm, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını da gāyet latîf bir sûrette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi, çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyâde merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyârların rızıklarını dahi, bereket sûretinde gönderir. Onların iâşelerini, tama‘kâr ve bahîl insanlara yükletmez. اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ٭ وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا ٭ اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ ilâ âhirihî âyetlerin ifade ettikleri hakîkati, bütün zîhayatın envâ‘-ı mahlûkları lisân-ı hâl ile bağırıp, o hakîkat-i kerîmâneyi söylüyorlar. Hatta değil yalnız ihtiyâr akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlûkların rızıkları dahi, bereket sûretinde geliyor. Bunu te’yîd eden ve kendim gördüğüm bir misâl:Benim yakın dostlarım bilirler ki; iki üç sene evvel, her gün yarım ekmek, o köyün ekmeği küçük idi muayyen bir ta‘yînim vardı. Çok def‘a bana kâfî gelmiyordu. Sonra dört kedi (Hâşiye) bana misafir geldiler. O aynı ta‘yînim hem bana, hem onlara kâfî geldi. Çok kerre de fazla kalırdı. İşte şu hâl o derece tekerrür etti ki, bana kanâat verdi: Ben kedilerin bereketinden istifâde ediyorum. Ve bunu kat‘î bir sûrette i‘lân ediyorum, onlar bana bâr değiller. Hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.Ey insan! Madem canavar sûretinde bir hayvan, insanların hânesine misafir geldiği vakit, berekete medâr oluyor. Öyle ise, mahlûkātın en mükerremi olan insan; ve insanların en mükemmeli olan ehl-i îmân; ve ehl-i îmânın en ziyâdeHâşiye: O kedilerden birisinin ismi Abdurrahîm’dir. Çünkü fasîh bir sûrette “mır mır” yerine “Yâ Rahîm! Yâ Rahîm! Yâ Rahîm!” zikrini çekiyordu. Umum kedilerin zikirlerini insanlara da işittiriyordu.Sayfa 284hürmet ve merhamete şâyân aceze ve alîl ihtiyâreler ve alîl ihtiyârların içinde şefkate ve hizmete ve muhabbete en ziyâde lâyık ve müstehak bulunan akrabalar; ve akrabaların içinde dahi en hakîkî dost ve en sâdık muhib olan peder ve vâlideler...