Lem'alar Mecmuası
Lem'alar Mecmuası
Av. Ali Kurt
(133) 26. Lem'a/13, Sh 277 | 16. Reca | İmâm-ı A‘zam ra gibi müctehidler hapis içinde şükretmişler
1 hour 4 minutes Posted Jan 6, 2026 at 8:58 pm.
0:00
1:04:41
Download MP3
Show notes

Onaltıncı Recâ: Bir zaman ihtiyârlık vaktinde, Eskişehir hapsinden bir sene cezâyı çekip çıktım. Beni Kastamonu’yanefyettiler. Orada polis karakolunda iki üç ay misafir ettiler. Benim gibi, sâdık dostlarıyla dahi görüşmekten sıkılan bir münzevî ve kıyafetinin tebdîline tahammül etmeyen bir adam, böyle yerlerde ne kadar azab çeker, anlaşılır. İşte ben, o me’yûsiyette iken, birden inâyet-i İlâhiye ihtiyârlığımın imdâdına geldi. O karakoldaki komiser, polislerle beraber, sâdık dost hükmüne geçtiler. Hiçbir vakit şapkayı başıma koymayı ihtâr etmedikleri gibi, benim hizmetçilerim misillû, istediğim zaman beni şehrin etrafında gezdiriyorlardı. Sonra o karakolun karşısında Kastamonu’nun medrese-i Yûsufiyesine girdim. Nûrların te’lîfine başladım. Feyzî, Emîn, Hilmi, Sâdık, Nazîf, Salâhaddin gibi Nûr’un kahraman şâkirdleri, Nûrların neşri ve teksîri için o medreseye devam ettiler. Gençliğimde eski talebelerimle geçirdiğim kıymetdar müzâkere-i ilmiyeyi daha parlak bir sûrette gösterdiler.Sonra, gizli düşmanlarımız bazı me’murları ve bir kısım enâniyetli hocaları ve şeyhleri aleyhimize evhâmlandırdılar. Bizi Denizli hapsine sevketmeye ve beş altı vilâyetlerden gelen Nûr talebelerini, o medrese-i Yûsufiyede toplanmaya vesîle oldular. Bu Onaltıncı Recâ’nın tafsîlâtı, Kastamonu’dan gönderilen ve lâhikaya geçen mektublarla, Denizli hapsinde oradaki kardeşlerime gizli gönderdiğim küçük mektublar ve Denizli Mahkemesi’ndeki Müdâfaa Risâlesi’dir ki; bu recânın hakîkatini parlak bir sûrette gösteriyorlar. Tafsîlâtını lâhikaya ve müdâfaama havâle edip burada gāyet kısa bir işaret edeceğiz.Ben Kastamonu’da mahrem ve mühim mecmûaları, hususan Süfyân’a ve Nûr’un kerâmetlerine dâir risâleleri kömür ve odunlar altında sakladım. Tâ benim vefatımdan sonra veya baştaki başlar hakîkati dinleyip akıllarını başlarına aldıktan sonra neşredilsinler diye müsterîhâne dururken, birden taharrî me’murları ve müddeî-i umûmun muâvini, menzilimi bastılar. O gizli ve ehemmiyetli risâleleri, odunların altından çıkardılar. Hem beni tevkîf edip Isparta Hapishânesi’ne sıhhatim muhtel bir halde gönderdiler. Ben pek çok müteellim olarak Nûrlara gelen o darbeden dehşetli müteessir iken, inâyet-i İlâhiye imdâdımıza yetişti. O gizlenmiş olan risâleleri okumaya çok muhtaç olan ehl-i hükûmet kemâl-i merâkSayfa 278ve dikkatle okumaya başladılar. Büyük resmî dâireler, âdetâ birer dershâne-i Nûriye hükmüne geçti. Tenkîd fikriyle okurlarken takdîre başladılar. Hatta Denizli’de hiç haberimiz yokken, fevkalâde bir sûrette perde altında matbû‘ Âyetü’l-Kübrâ Risâlesi’ni resmî ve gayr-i resmî pek çok adamlar okudular, îmânlarını kuvvetlendirdiler. Bizim hapis musibetimizi hiçe indirdiler. Sonra bizi Isparta Hapishânesi’nden Denizli hapsine aldılar. Beni tecrîd-i mutlak içinde ufûnetli, rutûbetli, soğuk bir koğuşa soktular. İhtiyârlıktan ve hastalıktan ve benim yüzümden ma‘sûm arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve Nûrların ta‘tîl ve müsâderesinden gelen çok teessüf ve sıkıntı içinde çırpınırken, birden inâyet-i Rabbâniye imdâda yetişti. Birden o koca hapishâneyi bir dershâne-i Nûriyeye çevirdi ve bir medrese-i Yûsufiye olduğunu isbat etti. Ve Medresetü’z-Zehrâ kahramanlarının elmas kalemleriyle Nûrlar intişâra başladı. Hatta o ağır şerâit içinde Nûr’un kahramanı üç dört ay zarfında yirmiden ziyâde Meyve ve Müdâfaât Risâlesi’nden yazdı. Hem hapiste, hem hâriçte fütûhâta başladılar. O musibetteki zararımızı büyük menfaatlere ve sıkıntılarımızı sevinçlere çevirdi. عَسٰٓي اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ sırrını tekrar gösterdi.Sonra, birinci ehl-i vukūfun yanlış ve sathî zabıtlara binâen aleyhimizde şiddetli tenkîdleri ve Maârif Vekili’nin dehşetli hücumuyla beraber aleyhimizde bir beyânnâme neşretmesiyle, hatta bazı haberlerle bir kısmımızın i‘dâmına çalışıldığı hengâmda bir inâyet-i Rabbâniye imdâdımıza yetişti. Başta Ankara ehl-i vukūfunun şiddetli tenkîdlerini beklerken takdîrkârâne raporları, hatta beş sandık Nûr Risâlelerinde beş ...