İklim değişikliği (1): Glasgow’da COP Sirki bitti, yeryüzünü talana geri dönelim!
30 bin kişiyi 15 gün yedirdiler içirdiler ağırladılar. Kaç milyar dolarlık masraf yaptılar kim bilir. Ana oturumlarda nutuklar çektiler. Kenar odalarda bir kelime üzerine kavga ettiler. “Kömür santrallerine sübvansiyon yok” mu densin “etkisi hafifletilmiş kömür santrallerine sübvansiyon yok” mu, bunun kavgasını verdiler. Bol bol hamasete başvurdular, “Glasgow son durak, son fırsat” dediler. Sonunda bir ortak deklarasyon yayınladılar. Herkes biliyor ki yetersiz, sorunlara çözüm olmayacak, insanlığın ve yeryüzünün öteki canlılarının dertlerine deva olmayacak. İklim değişikliği gezegenin geleceğini tehdit etmeye devam etmekte! İskoçya’nın Glasgow kentinde Kasım’ın ilk yarısında toplanan COP 26 konferansından önce böyleydi, Glasgow’dan sonra da böyle.
Küçük çocuklar korosu
Bu 15 gün boyunca, Cumaları “Fridays for Future” (“Gelecek İçin Cuma Günleri”) hareketinin birkaç yıldır yerleştirdiği gelenek doğrultusunda dünyanın birçok şehrinde gösteriler düzenlendi. Glasgow’da ise hafta sonları, birine 100 binden fazla göstericinin katıldığı birkaç gösteri yapıldı. Dışarıda bunlar olup biterken COP’un yapıldığı kongre sarayında da “sivil toplum” sürekli olarak devlet yetkililerini sıkıştırmaya çalıştı.
Ama ortada sanki hep bir küçük çocuklar korosu var. Hayır, Cuma günleri yapılan gelenekselleşmiş gösterilere de, başka iklim ve çevre yürüyüşlerine de en yoğun olarak gençlerin ve çok gençlerin (katılım yaşı 12-13’e kadar iniyor) katılması değil sorun. Sorun genç yaşlı herkesin “yöneticilerimiz uyuyor mu?” demekten başka pek az şey söylemesi. “Ülkelerimizin liderleri neden harekete geçmiyor?”, “hükümetler ve şirketler neden sorunun ciddiyetini anlamıyor?” türü sorularla hep bir aldatılmışlık, ihanete uğramışlık söylemi bütün protesto ve mücadelelere damga vuruyor. Sanki küçük çocuklar ebeveynlerine dönmüşler, “neden böyle yapıyorsunuz, neden bizim isteklerimizi yerine getirmiyorsunuz?” diyorlar. “Hak verilmez alınır” sözünü hiç duymamışlar; şikâyet, şikâyet, başka bir şey yok.
“Blackwash”
Eh, çocuk korosu gibi aynı şikâyetleri terennüm edip duracaksanız, en iyi sözcünüz Greta Thunberg gibi çocukluktan yeni çıkmakta olan bir karakter olur tabii. O da “büyüklerimiz bizi aldatıyor”, “siz büyükler biz gençliği ortada bıraktınız” ve benzeri şikâyetleri her çıkartıldığı şovda tekrarlayıp duruyor. Glasgow protesto yürüyüşünde de “imparatorlarımız çıplak” dedi. Yine “imparatorlar”dan beklenti. Sonra da ekledi. “Bu bir ‘greenwash’ festivali”. Bilindiği gibi “pinkwash”, “greenwash” gibi kelimeler, genellikle haklı görülen davaların yanında durur görünüp puan kazanmak isteyenler için kullanılıyor. O davaları savunur görünerek başka suçlarını “yıkamaya”, “temizlemeye” çalışanlar için. Güzel. Biden için, Boris Johnson için, diğerleri için iyi bir niteleme. Ama Greta Thunberg bir gerçeği görmezlikten geliyor: Kendisi yıllardır bu “yıkama yağlama” operasyonunun baş rolüne yerleştirildi. Hâlâ bir Nobel ödülü almamış olması şaşırtıcı.
Gerçek nedenler: Kapitalizm, özel mülk edinme, kâr sistemi, piyasa, rekabet
İklim değişikliği sorununda ciddi olmak gerekiyor. Sabah akşam “bilimin gerektirdiğini yapın” demekle olmuyor. Yaptırtmak, yapmayanları devirerek yapacakları başa geçirmek gerekiyor. Bu siyasi bir meseledir. “Yöneticilerimiz uyuyor mu?” şikâyetiyle, liderlik gösterin talebiyle halledilemez çünkü çıkarlar rol oynuyor. O yüzden de sınıf meselesidir. Bunun için önce “liderlerimizin ve şirketlerin” neden bilimin gerektirdiğini yapmadığını anlamak gerekir. İklim değişikliği tartışmasının düzeylerini birbirine karıştırmaktan vazgeçmek gerekir.
Demek ki, tatlısu çevreciliğinden kopmak, çevreciliği işçi sınıfının iktidar mücadelesinin bir parçası haline getirmek gerekiyor.



