Emek ve Özgürlük İttifakı bir üçüncü yol iddiasıyla kuruluşunu ilan etti. İttifakın siyasi pozisyonunu ifade eden bu üçüncü yol iddiası deklarasyonda, Türkiye halklarının “Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı arasına sıkışmış bir egemen siyasete mahkûm” olmadığı vurgusuyla pekiştiriliyor. HDP’nin başını çektiği ittifak TİP, EMEP, EHP, TÖP ve SMF’den oluşan altı partinin ortaklaşmasıyla kuruldu. Bu ortaklaşmada “acil görevler” vurgusu öne çıkıyor. Bu görevler “Cumhur İttifakı’nın yarattığı yıkımı durdurmak, tek adam yönetimini sonlandırmak, halkın çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek, demokratik hak ve özgürlükler temelinde bir değişim ve dönüşümün gerçekleşmesini sağlamak” şeklinde ifade ediliyor. Farklı program ve politik yönelişlere sahip siyasi öznelerin bir ittifaka ya da eylem birliğine giderken en önemli ve acil başlıkları öne çıkarması en uygun yöntemdir. En genel anlamda bakıldığında Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Cumhur ve Millet İttifakları dışında bağımsız bir üçüncü yolun gerekliliğine işaret etmesi, istibdad rejimini hedef aldığını (ittifak “tek adam rejimi” olarak yarı-askeri rejim karakterini ıskalasa da doğrultu olarak mevcut baskıcı ve keyfi yönetime karşı konumlanmaktadır) ekmek ve hürriyet başlıklarında toplayabileceğimiz taleplere odaklandığını görüyoruz. Eğer ittifak bu yönelişin gerektirdiği pratik politik pozisyonu alabilmiş olsaydı, ortaklaşılan programın sunuluşuyla içeriği örtüşseydi olumlu olurdu. Ancak iddialarla politik konumlanış ve içerik arasında ciddi çelişkiler söz konusudur.
Üçüncü aday yoksa üçüncü yol da yok
Bu çelişkilerin başında seçim politikası geliyor. Emek ve Özgürlük İttifakı ortaya net bir seçim politikası koymuyor. İttifakın üçüncü yol iddiasının somutlaşacağı tek alan olarak Erdoğan’ın ve onun karşısında Millet İttifakı’nın merkezinde olduğu 6’lı masada belirlenecek adayın karşısına bir üçüncü adayla çıkma iradesi de perspektifi de bulunmuyor. Tam tersine ittifakın başat gücü Cumhur ve Millet İttifakları arasında sıkışmaktan bahsetse de Millet İttifakı ile “ortak aday” çıkarma yönelişini merkezde tutmaya devam ediyor. Buradaki tek çekince yönteme dair. Millet İttifakı’nın işçi ve emekçi düşmanı sınıfsal niteliği, istibdad rejimiyle iç içe geçmiş ilişkileri sorun edilmiyor. İçindeki faşist öge olan İyi Parti de ancak HDP’yle aynı masada olunur mu, bakanlık verilir mi tartışması bağlamında sorun ediliyor. Genel olarak bakıldığında, Millet İttifakı ve 6’lı masadan ayrı ve bağımsız durma çabasından ziyade buraya önerilerde bulunma tutumu öne çıkıyor. İttifakın bileşenlerinden TİP epey bir süreden beri daha da ileri giderek Millet İttifakı’na “Ekmeleddin olmasın yeter” diyerek açık çek veriyor. İttifakın diğer bileşenleri ise bu konuda suskun kalarak Millet İttifakı ve 6’lı masayla birlikte hareket etme yönelişiyle uyumlu bir tavır sergiliyorlar.
Sermayeyi ürkütmemek için CHP’nin dahi gerisine düşmek
Bu aşamaya kadar Emek ve Özgürlük İttifakı’nın iddialarıyla pratik eylem ve konumlanışlarının çelişkili olduğuna işaret ettik. Ancak çelişkiler ortaya konan programın içeriğine bakıldığında da görülmektedir. Bir başka ifadeyle ittifakın politik iddiaları ile politik pozisyonu arasındaki çelişkinin giderilmesi için deklarasyonun bir dizi başlığının sermayeyi ürkütmeyecek şekilde formüle edildiği, klasik bir reformist tutumla işçi sınıfı ve emekçi halkın taleplerinin sermaye düzeniyle uyumlu hale getirilmek istendiği gözüküyor. Dolayısıyla ittifakı oluşturan partilerin çoğunluğu sosyalistlerden oluşsa da ekonomiye dair program sosyal demokrat bir çerçeveyi aşmıyor. Kullanılan jargon kulağa sol gelse de içerik pek çok yerde CHP’nin öne sürdüğü politikalardan bile geri pozisyonda.



