Geçtiğimiz ay, ABD-NATO emperyalizminin asıl hedefinin Rusya’dan ziyade Çin’i kuşatarak zayıflatmak olduğunu ortaya koyması bakımından ilginç bir gelişme yaşandı. Açıkça Çin’i kışkırtma ve tehdit etmeye dönük bir adım olarak ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi Tayvan’ı ziyaret etti. Arkasından ABD Başkanı Biden Tayvan’a silah göndermeye devam edeceklerini açıkladı. Bu gelişme bir dünya savaşı olasılığını yeniden gündeme getirmek bakımından (Çin anakarasına 130 km mesafede, 24 milyonluk küçük bir ada olan) Tayvan’ı ABD-Çin geriliminin merkez üssü haline getirmiş durumda. Biz bu yazı kapsamında bu gerilimin ekonomikboyutlarına değinmek ve geleceğe dair politik sonuçlarını ortaya çıkarmaya çalışacağız.
Tayvan’ın bölgedeki stratejik ve askeri öneminin yanı sıra dünya ekonomisi açısından önemi, dünya yarı iletken ya da çip imalatının adeta merkezi olmasından kaynaklanıyor. Çip deyip geçmek mümkün değil. Zira bilgisayarlardan akıllı telefonlara, uçaklardan elektrikli araçlara, otomobillerden savunma ve silah sanayisine kadar birçok alanda çipler temel girdi durumunda. Bu bakımdan sektörden “21. yüzyılın petrolü” olarak bahsediliyor olması abartı değil. Uluslararası burjuvazinin haber kaynağı The Economist dergisinin 2020 yılındaki bir sayısında Tayvan’ı, ABD-Çin arasındaki rekabetin savaş alanı olmasından hareketle, “dünya üzerindeki en tehlikeli yer” olarak tanımlaması da bir ölçüde bundan kaynaklanıyor.
Teknolojik rekabet savaşında geride kalmama ve jeopolitik çatışmalar da düşünüldüğünde tek bir merkeze bu ölçüde bağımlı olmama hedefi, çip üretiminde tedarik zincirlerini kimin kontrol edeceği sorusunu emperyalist burjuva kesimlerinin gündemine dayatıyor. Bu çerçevede ABD Trump döneminden beri her türlü devlet desteği ile Çin’i teknolojik rekabette alt etmeye çalışıyor. ABD hükümeti küresel çip üretiminde Japonya, Güney Kore ve Tayvan ile işbirliği yapmak üzere girişimlerde bulunuyor (buna Çip Dörtlüsü İttifakı adını verdiler). Yanı sıra ABD Başkanı Biden “CHIPS (Çip ve Bilim) adı verilen ve yerli çip üreticisi firmaları Çinli firmalar ile daha iyi rekabet edebilmeleri için ülke içinde üretim yapmaya teşvik etmeyi hedefleyen, toplamda 280 milyar dolarlık yardımı öngören yasayı imzaladı. Buna “rekabette Çin’i engelle” yasası demek de mümkün. Bu yasanın geçmesi ne hikmetse tam da Pelosi’nin Tayvan’a ziyaretine denk geldi. Pelosi bu ziyarette TSMC firmasının yöneticisi Mark Liu ile de görüşmeyi ve muhtemelen Çin’le ilişkiler konusunda uyarmayı ihmal etmedi.
BM Genel Sekreteri Guterres iklim krizi hakkında şöyle diyor: “Önümüzde tek bir seçenek var. Ya topluca işbirliği yapacağız ya da topluca intihar edeceğiz.” Ukrayna savaşı ve Tayvan çatışması ile birlikte tırmanan küresel gerilimlerden hareketle “insanlığın nükleer yok oluşu yalnızca bir yanlış anlamaya, bir hesap hatasına bakar” diye de uyarıyor. Üretimin artan toplumsallaşması, yeni teknolojilerin küresel ölçekte planlamayı, merkezi karar süreçlerini talep etmesi karşısında rekabet, üretimin anarşisi, bencilliğe dayalı parçalanmış karar süreçleri ve bütün bunların sonucunda akıldışı, toplumsal ihtiyaçları gözetmeyen bir üretim. Çip sektörü işte bu çelişkilerin günümüzde yoğunlaştığı somut bir örneğini oluşturuyor. Çip sektörünün gelişme dinamikleri sadece kapitalizmin akıldışı işleyişini değil, yeni teknolojilerin kâr mantığına tabi olduğunda, nasıl da halkları birbiriyle karşı karşıya getirerek intihara sürüklediğini ortaya koyması bakımından da çarpıcı. Burjuvazi “önce ben” diyor, tedarik zincirlerini kendi dar çıkarlarına göre parçalıyor, milliyetçiliği kışkırtarak toplumsal işbirliği olanaklarını ortadan kaldırıyor. O halde evet, önümüzde tek seçenek var: Toplumsal ihtiyaçları karşılamak, kaynakların ve yatırımların tahsisini küresel işbirliği ve merkezi planlama ile denetim altına almak üzere işçi sınıfı ve tüm emekçi halklar örgütleneceğiz, enternasyonal temelde dayanışma ve işbirliği için mücadele edeceğiz.



