NATO ile Rusya arasında Ukrayna: 30 yıllık savaş
Türkiye solunun, Kürt solu da dâhil, yüzeyselliği artık şaşkınlık yaratan boyutlara ulaştı. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşı herkes geçmişi olmayan bir an olarak tartışıyor. Galiba en fazla karşı çıkanlar bile postmodernizmin kısmen etkisinde kalmış: NATO ile Rusya arasındaki Ukrayna savaşı tartışılırken, zamanı esas olarak içinde bulunulan ana indirgeyen, önceyi ve sonrayı önemsemeyen, insanlığın kazandığı tarih bilincini de böylece sistematik biçimde tahrip eden, “büyük anlatılar” ile birlikte onu da çöpe atmaya yeltenen postmodernizm içi bir tartışma ile karşı karşıyayız sanki!
Dört ayrı geçiş patikası: İlk grupta ilk düşen kaleler var. Bilindiği gibi, Sovyetler Birliği’nin Avrupa’ya sınırları ile Berlin arasında yer alan coğrafyayı (Polonya, Macaristan, Romanya, Çekoslovakya, Doğu Almanya) biraz da Balkanlara doğru uzatırsanız (Bulgaristan). İkinci grupta Yugoslavya ve Arnavutluk var. Üçüncü grupta üç Baltık ülkesi (Estonya, Letonya, Litvanya) dışında kalan eski Sovyet cumhuriyetleri var. Son grupta ise Çin ve Vietnam var.
Rusya ve Çin’e diz çöktürme hedefi: ABD ve müttefikleri Rusya ve Çin’e diz çöktürmek istiyorlar. Rusya söz konusu olduğunda bunun en önemli stratejik boyutu, bu ülkeyi bütün eski Sovyet cumhuriyetlerinden kopararak kuşatmak ve yalıtmak. Bu yazıda Çin’e uygulanan kuşatma politikasının farklı karakterine girmeyeceğiz.
Kuşatma ve yalıtma stratejisinin tarihçesi: Yugoslavya: Yugoslavya’nın parçalanmasının Balkanlar açısından kendi içinde bir hedef olmasının yanı sıra emperyalizmin bütün eski işçi devletleri coğrafyası için planlanan bir stratejinin parçası olduğunu ayrıntılı olarak ortaya koyduk.
Binyıl dönümünde durum: batıdan ve güneyden kuşatma: 1990’lı yıllar sadece Yugoslavya’nın Balkanlar’da kapitalist restorasyonun emperyalizm açısından pürüzsüz bir geçişi engelleyebilecek bir çoban başı diye düşünüldüğü için paramparça edilmesi faaliyetiyle geçmedi. Aynı zamanda ilk öbekteki işçi devletlerinin (Baltık ülkeleri ile birlikte) Avrupa Birliği’ne massedilmesi sürecine tanık oldu.
21. yüzyılda gelgitler: 21. yüzyıl dönümü, Rusya’da emperyalizme tamamen teslim olmuş bir Yeltsin’in yerine eski istihbarat örgütü KGB’nin yerini almış olan FSB’nin bir grup ajanının Vladimir Putin önderliğinde başa geçişine tanık oldu. Yeni yönetim kapitalist restorasyona tam anlamıyla angaje olmakla birlikte restorasyonun ilk on yılında Rusya’nın bir devlet olarak gücünden ciddi şekilde yitirmesinden duyulan rahatsızlığı gidermeye çalışan çok daha milliyetçi bir politikayı uygulamaya koyacaktı.
Sonuç
Ne bugün yaşanmakta olan Rusya-Ukrayna savaşı, ne de NATO ile Rusya arasında son bir buçuk-iki aydır süregiden poker oyunu, son 30 yılın gelişmelerinden ayrılarak anlaşılabilir. Amerika’nın ve müttefiklerinin stratejik hattından söz etmeden Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin içi boş “ulusal egemenlik”, “toprak bütünlüğü”, “Putin’in diktatörlüğü” gibi gevezelikler sosyalist hareketin 1920’li yıllarda öğrenmeye başladığı, 1960’lı ve 1970’li yıllarda iyice benimsediği Marksizmi, onun analiz yöntemini ve politikalarını unuttuğunun işareti olmaktan başka hiçbir anlam taşımıyor.
Uluslararası proletaryanın dolayısıyla insanlığın bu tavırdan kazanacağı hiçbir şey yoktur.



