Show notes
Hayırlı parmak uçları sayın dinleyicilerimiz. Retrocast'imizin bu bölümünde, bizimki de dahil olmak üzere bir (1), hatta iki (2) neslin adını koymuş, genç ve şu anki gibi aklımızın başımızda olmadığı zamanlara neşe getirmiş, yol arkadaşımız ve prensimiz olmuş tek dişi kalmış kahramanımız Hugo hakkında konuşuyoruz. Peki nedir ki bu prenslik dediğimiz? Beyaz bir ata binip kraliyet ormanlarında dıgıdık dıgıdık koşturmak mıdır? Şık elbiseler giyip bir bakışıyla kızları kendine aşık edebilecek kabiliyete sahip olmak mıdır? Babasının mutlak monarşiyle yönetilegelen bir ülkenin hükümdarı olması mıdır? Hugo'ya bakacak olursak bunların hiçbiri değil. Hugo'nun atı değil, devekuşu vardı. Bir bakışıyla etkilediği sevgilileri değil, biricik Hugolina'sı ve ellerinizden öpen 3 (üç) çocuğu vardı. Babası hakkında ise bildiğimiz kadarıyla hiçbir şey bilmiyoruz, belki de hayırsızın biriydi. Peki iyi güzel de, ne yaptı o zaman Hugo'yu hepimizin prensi? Hayatımıza neşe katmasıydı, zor ve yokluk dolu zamanlarımızda bizi sorunlarımızdan uzaklaştırmasıydı, her seferinde biricik Hugolina'sı cadı Scylla tarafından kaçırılmasına rağmen yılmadan peşinden koşup kararlılıkla onu kurtarmaya çalışmasıydı onu prens yapan. Her ne kadar programlarımızda incelediğimiz birçok şey gibi günümüzde unutulmaya yüz tutmuş olsa da, başındaki büyükleri tarafından akla mantığa uymayan stratejilerle özünden uzaklaştırılıp kaybolsa da, biz Retro Kafaların zihinlerinin ve kalplerinin dört (4) bir yanında yerini her zaman korudu, ve koruduğu yeri size de göstermek istedik.


